Sizce hangisi mantıklı?

Herhangi bir arama motoruna, örneğin yandex veya google’a girip şu “somon dna“sı yabancı dilde arayıp tarandığında ne bulunacağı konusunda bir araştırma yok. Örneğin Almanya‘da hangi klinikler sunuyor bu “somon dna“sını veya Fransa‘da hangi ünlü oyuncu “somon dna“sı yaptırmış? Almanca’da “dna” yerine “dns” deniyor, “somon”a da “lachs”… yani Almanca konuşan ülkelerde “lachs dns” diye aramak gerekecektir.

Bu yazının yazıldığı 2018 yılının Kasım ayının yedisinde, medikal değil de bildiğimiz estetik “piyasasındaki” anlamıyla kullanılmış bir adet sonuç bulundu google arama motoru tarafından. Ne tesadüftür ki bu söz konusu kayıt, bir Türk‘e aitti! Hiçbir Alman‘ın, Avusturyalı‘nın, İsviçreli‘nin aklına “lachs dns” diye pazarlama yapmak gelmemiş demek oluyor bu! Acaba onlarda mı bir eksiklik var, yoksa bizde mi bir fazlalık?

Peki hiç düşündünüz mü neden böyle? Neden dünyada bu şekilde pazarlanmıyor bu ürün? Cevabı basit. Türk insanı soruşturmaz, araştırmaz, kulaktan dolma bilgilere inanır. “Somon balığı yemek sağlıklıdır ya… o halde bu da iyidir” diye düşünülüyor muhtemelen.

Somon dna‘sı denilen şey, somon balığının dölünden elde edilmiş polinükleotid dediğimiz dna parçalarıdır. Mutlaka somonla ilgili bir aktivite olacaksa ailecek haftada bir belki iki kere güzel bir şekilde hazırlanmış birer porsiyon somon balığı yemek ailenin tüm fertleri için faydalı olabilir! Başka bir balık da mümkündür tabii ki.

Ancak eğer beslenme şartlarınıza çok güvenmiyor veya balık yemeyi sevmiyorsanız elbette uygulaması yapılabilir. Ama her zaman öncelikle tercih edilebilecek bir şey varsa o da PRP‘dir. PRP, beslenerek, somon dna’sı alarak vücuda yaptırılabilecek veya vücuda yapılabilecek bir şey değildir. PRP; insan yaralandığında o yaranın iyileşmesi için vücutta neler meydana geliyorsa hangi sistemler çalışıyorsa, yine vücutta aynı olayların yapılmasını, sistemlerin çalışmasını sağlamaktır. PRP‘nin uygulandığı yerde bir reparasyon, yani tamirat başlar. Bu sebeple ortopedistler diz eklemine PRP uygularlar.

Peki siz hiç diz içine somon dna’sı enjekte edildiğini duydunuz mu? Ben duymadım, muhtemelen hiç duymayacağız. Ancak diz içine PRP enjekte edilmiş ve bunun çok da faydasını görmüş kişilere rastlamışsınızdır!

Hemen belirtmekte fayda var ki, her PRP gerçek anlamda PRP değildir. Örneğin “sedimantasyon” veya “sedimantasyon” terimlerini duymuşsunuzdur. Aynı mantıkla, kanı herhangi bir kapta beklettiğiniz zaman alyuvar, akyuvar ve trombositler çöker ve kanın sıvı kısmı (duruma göre plazma veya serum) üstte kalır. Ama bu PRP değildir. Gerçek PRP‘de trombositler de bu sıvının içerisinde olmalıdır. Bu arada unutmayalım, ayrıca canlı da olmalıdırlar. Kana pıhtılaşma önleyici vererek içerisindeki tüm hücreleri çöktürdüğünüzde elde edeceğiniz plazmanın içerisinde trombosit yoksa PRP elde etmiş olmazsınız. Adı üzerinde PRP; Platelet Rich Plasma, yani “trombosit açısından zengin plazma”dır!

İşte trombosit kaybı yaşamaksızın plazma elde etmeyi sağlayan sistemler bundan dolayı pahalıdır. Herhangi bir tüpe kan alarak santrifüj ettikten sonra göz kararı trombositleri almak her zaman çok etkili olamayabilir.

Hele ki PRP‘nin elde edileceği tüpler, “tıbbi cihaz 2 b” kategorisinde değilse durum daha da vahim. Örneğin laboratuar tüplerinde PRP yapılamaz. Çünkü o tüpler steril bile olsa saflıkları tescilli olmayabilir ve o tüplere alınan kanın tekrar insana geri verilmesi onaylanmış bir durum değildir!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Op. Dr. Oygar Aytekin
Hemen bizimle yazışmaya başlayabilirsiniz!