Son 7 yıldır internet kullanımının da artmasıyla hastalar pek çok doğru bilinen yanlışla bizlere başvurmaktalar.

Mutlaka birden fazla hekimden görüş almalısınız. Hızlı karar vermeden ama internette her okuduğunuza, çevrenizde her duyduğunuza da inanmadan plastik cerrahi ile ilgili şehir efsanelerini ve doğru bildiğimiz yanlışları öğrenmemiz gerekmekte.

Bir tarife göre plastik cerrahi, diğer cerrahi branşlara ilişkin olmayan her türlü alanı kapsar. Yani diğer cerrahi branşların yapmadığı ameliyatları yapar. Esasen plastik cerrahi, şekil değiştirme cerrahisidir.

Ameliyatlarda plastik mi kullanıyorsunuz?

Hayır, ameliyatlarda plastik kullanmıyoruz. Çevrenize baktığınızda plastikten yapılmış birçok şey göreceksiniz, kalem, askı, sandalye vs. Bunlar, hammadesi petrol olan bir malzemeden üretiliyor. Bu malzemeye “plastik” denmesinin sebebi, ısıtarak istenilen şeklin kolayca verilebilmesidir. Bu malzeme, “şekil verilebilen”, yani “plastik” bir malzemedir. Biz de insanların şeklini değiştiriyoruz; “plastik cerrahi” ile tamir ediyoruz; “rekonstrüktif cerrahi” denmekte.

Hasta yelpazemiz çok geniş. Her kesimden hasta her türlü istekle kapımızı çalabiliyor. Ben, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağından dolayı hastalarımın öncelikle bilgi sahibi olabilmeleri için görüşmelerime bir ila iki saat süre ayırıyorum. Böylece hasta bir fikir yürütecekse, en azından edinmiş olduğu bu sağlıklı bilgi çerçevesinde yürütüyor, kulaktan dolma, internette okuma, dizilerde seyretme sonucu edinilen yalan yanlış bilgilerle değil. Estetikle ilgili çok sayıda şehir efsanesi mevcut. “Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” sözü, tam internet için söylenmiş olsa gerek.

Meme büyütme süt vermeye engel midir?

Halen silikon implantı ile yapılan meme büyütmenin süt vermeye engel teşkil ettiği sanılıyor mesela. Veya 5 – 10 yılda bir değiştirilmesi gerektiği… Elbette silikon implante edilmiş ve sorun yaşamış insanlar (sadece kadınlara değil, aynı zamanda erkeklere de yerleştiriliyor!) var. Ancak bunlar çok azınlıktadır.

Her eylemin riski vardır: Kaldırımda yürümenin bile!

Bilinmesi gereken en önemli nokta şudur ki; her işlemin bir tehlikesi, riski, komplikasyonu (ne derseniz deyin) vardır. Kaldırımda yürümenin, banyoya girmenin, su içmenin, yüzmenin, uçağa binmenin, üzüm yemenin vs. Hepsinin sonucunda kötü şeyler olabilir. Tatile giderken bir kaza, hatta ölümlü kazarlar görürseniz, ilk bir kaç kilometre yavaş sürersiniz. Beş dakika sonra yine ibreyi zorlarsınız. Çünkü gördüğünüz manzara sizi ne kadar etkilerse etkilesin, bunun çok düşük bir oranda meydana geldiğini biliyorsunuzdur, zaten kurallara da uyuyorsunuzdur ve daha da önemlisi kendinize güveniniz vardır!

Bugün karın germe ameliyatı olup, haftasına eğlenmeye çıkılabileceğini sanmak yanlıştır.

Estetik cerrahi bir ekip oyunudur. Bu ekibin en önemli iki oyuncusu da cerrah ve hastadır. Bu ikili birlikte hareket ederse oyunun kazanılma ihtimali en üst düzeyde olur. İletişim iyi sağlanmalı, karşılıklı güven ortamı oluşmuş olmalıdır. Ancak hasta, kural koyucu oyuncunun cerrah olduğunu kabul etmeli, cerrahın koyduğu kurallara uymalıdır. Ve mutlaka sabırlı olmalıdır. Örneğin bugün karın germe ameliyatı olup, haftasına eğlenmeye çıkılabileceğini sanmak yanlıştır. İngilizcede hastaya “patient” denir, bunun kelime anlamı da sabırlı, dayanıklı, mütehammil, azimli, sebatkârdır. Ne güzel, uygun bir isim bulmuşlar…

İzsiz ameliyat olmaz

Hasta: “…hiç iz kalmayacak dediler!”
Ben: “Emin misiniz? Öyle dememişlerdir, az iz kalacak, çok belli olmayacak demişlerdir.”
Hasta: “Hayır, hiç iz olmayacak dediler vallaha!”

Bazen “Lazerle mi dikiyorsunuz? O zaman iz kalmıyormuş” gibi sorular da geliyor. Her ameliyattan sonra mutlaka bir iz kalır. İzsiz ameliyat diye bir şey yoktur. İzin ne derecede belirgin olacağı ise elbette cerrahin el becerisine bağlı olduğu kadar, hastanın cildindeki iyileşme potansiyeline, beslenmesine, sigara alışkanlığına vs. çok bağlıdır. Yani sonuç, lisedeki gibi, 2 alınca “hoca 2 verdi”, 10 alınca “ben 10 aldım” şeklinde değildir.

Takılacak implantın büyüklüğüne ne hastanın kendisi ne de cerrah karar verebilir. Esas karar veren, hastanın vücut yapısı, anatomik özellikleridir.

Bazı durumlarda hasta çok ısrarcı olabiliyor. Hastamızı her ne kadar üzmek istemesek de iyiliği için reddetmek zorunda kaldığımız durumlar olabiliyor. Mesela, meme büyütme ameliyatı için gelen bazı hastalar “arkadaşıma şu marka şu boyutta silikon takılmış, çok güzel olmuş, ben de ondan istiyorum” diyor. Diyelim ki benim 1100cc 65 beygirlik küçük sınıf bir arabam var, arkadaşım 2000cc 180 beygirlik orta sınıf arabasına taktırdığı 19 inçlik 220mm genişlikli alaşım jantlar onun arabasına yakıştı diye kendi arabama da aynılarından taktıramam ki. Takılacak implantın büyüklüğüne ne hastanın kendisi ne de cerrah karar verebilir. Esas karar veren, hastanın vücut yapısı, anatomik özellikleridir. Göğüs kafesiniz ne kadar geniş ise o oranda büyük implant yerleştirebilirsiniz. Ayrıca, aynı implant takılabilecek bile olsa sonuç, arkadaşınızdaki gibi olamayabilir.

Birbirine çok yakın duran iki ağaç arasına bir fidan ekemezsiniz.
Saç ekimi için gelen hastaların belki de yarıdan fazlasını geri çeviriyor, saçı kuvvetlendirecek, daha sağlıklı olmasını sağlayacak yöntemler tavsiye ediyorum. Çünkü ekim tavsiye etmediğim bu hastalar, ekim yapılacak kadar kötü durumda olmuyorlar. Ama özellikle bu hastalara durumu anlatmak gerçekten güç. Ve maalesef sonunda herhangi bir yerde ekim yaptırıyorlar. Halbuki, iki ağaç arasına ağaç bile ekeceğiniz zaman, bu iki ağacın arasında asgari bir mesafe olması gerekir. Birbirine çok yakın duran iki ağaç arasına bir fidan ekemezsiniz. Bunları hastalara anlatmak, “Hay hay, buyurun hemen ekelim” demekten daha zor. Ama olsun, ben görevimi yerine getireyim, vicdanım rahat olsun. Benim babam da plastik cerrahtır ve geçenlerde biriyle sohbet ederken “Ne yani, gerçekleri öteki tarafta mı söyleyeceğiz?” dedi. Haklı. Burada söyleyeceğiz!

Birçok kişi botoksun bir kriko gibi kaşı istendiği kadar ve istendiği yerden kaldırabileceğini düşünüyor.

Örneğin botulinum toksini uygulamasında bile neyin mümkün olup neyin olmadığını uzun uzun anlatmakta fayda görüyorum. Çünkü birçok kişi, botoksun her isteneni yapabileceğini, botoksun bir kriko gibi kaşı istendiği kadar ve istendiği yerden kaldırabileceğini düşünüyor. Halbuki bu uygulamayla biz, kaşı yerinde tutan (üç tane aşağı bir tane de yukarı çeken) kasları amaca uygun olarak zayıflatıyoruz. Hastanın yüz kaslarının yapısı ve gücü oranında da kaş şekil değiştiriyor. Yani sonuç, uygulamaya olduğu kadar hastanın anatomik yapısına da bağlıdır. Yaptığımız dozlar (nörologların kullandığı) güvenli seviyelerin bile çok altındadır ve sadece kasları zayıflatma etkilidir. Bu sebeple uygulamadan bir iki hafta sonra gelerek “ben halen kaşımı kaldırabiliyorum ama” diyen hastalar bana tarifi imkansız duygular yaşatır.

Ameliyattan çıktığınız anda işlem bitmez; yeni başlar!

Yanılgılardan biri de, ameliyattan çıktığınız anda işlemin bittiğini zannetmenizdir. Tam aksine! Esas olay ameliyattan çıkıldığında başlar. Burun estetiği mesela, rinoplasti ile burun kemiklerinin ve kıkırdaklarının şeklini değiştirmek için bütünlükleri bozulur, yönleri değiştirilir, burun üstüne bir atel konur ve hasta ameliyattan çıkarılır. Oysa o kemikler henüz kaynamamıştır, kıkırdaklar yerlerine sabitlenmemiştir. Bunların olması daha haftalar, aylar sürecek. Elbette ki ameliyatın kendisi de çok önemlidir ancak verilmiş olan şeklin korunması için ameliyattan sonra yapılacak olanlar, en az ameliyatın kendisi kadar önemlidir. Ameliyat sırasında bütünlüğü bozulan ve ortalama 2 hafta süresince atel ile korumaya alınan burun iskeletinin, yaklaşık 6 ay süren iyileşme süreci boyunca kontrol altında tutulması gereklidir. “Ameliyat oldum, bitti” gibi bir durum söz konusu olamaz. Kemiklerin kaynama süreci boyunca “güvenmek iyidir, kontrol etmek daha iyidir” sözü uyarınca kontrolü elden bırakmamak, iyileşmeye yön vermek şarttır. Bu yön verme de ameliyatta yapılan işlemlere, kullanılan yöntemlere ve hastanın durumuna göre değişkenlik gösterecektir. Bu sebeple ameliyatı gerçekleştiren cerrahla düzenli bir şekilde görüşülmeli, muayene olunmalıdır. Ben ameliyattan sonra en az üç kez masaj yapmak üzere hastalarımı davet ediyor, nasıl davranmaları gerektiği konusunda önerilerde bulunuyorum. Bununla birlikte, örneğin septum kısmında yaptığım işlemlerin şiddetine göre septum atelini ortalama 2 hafta yerinde tutuyorum. Septumun önemli bir bölümü kıkırdaktan meydana gelir. Bunu söküp atmak yerine, şekil vererek yerinde tutmaya çalışıyor, bu şeklin korunması için de atel kullanıyorum. Atel gerekli süre boyunca yerinde durmaz, erkenden alınırsa, septum tekrar şekil değiştirebilir. Çünkü kıkırdak, çok inatçı, kuvvetli bir dokudur ve uzun zaman içerisinde şekil değiştirir. Örneğin burun septumu yamukluğunun önemli sebeplerinden birisi, özellikle gençlik çağında septum kıkırdağının bir darbe sonucu çatlamasıdır. Kıkırdağın her iki yüzeyini örten zar, bir yüzeyde çatlayınca, buradaki yüzey gerilimi bozulur ve septum diğer tarafa doğru yamulur. Bu olay hemen değil, uzun bir zaman içerisinde meydana gelir. Buna güzel bir örnek, sürekli aynı tarafında ekmek kesilen ekmek tahtasının bir süre sonra yamulmaya başlamasıdır.

Bir hasta, öncelikle liposakşını hak ettiğini ispatlamalı, bu konuda beni ikna edebilmelidir.

Liposakşın konusunda da çok geri çevirdiğimiz hasta oluyor. Örnek olarak 130 kilo ağırlığında gelen bir hastaya liposakşın yapsanız ve diyelim ki 10 kilo yağ alsanız, düseceği kilo 120’dir. Sonuç hasta için anlamsız. Ben vücut kitle endeksi 30’un üstünde olan hastalarda liposakşın yapmıyorum. Bu endeks, hastanın hayat standardının, beslenme kalitesinin bir göstergesi veya altta yatan bir hastalığın belirtisir. Endeks yüksek ise, siz azami sınırda yağ da alsanız, hasta eski kilosuna yükselecektir. Öncelikle bu endeks normale en yakın seviyeye düşürülmeli, hastanın beslenme alışkanlıkları olumlu anlamda değiştirilmeli, varsa hastalığı tedavi edilmeli, hayat satndardı yükseltilmelidir. VKİ düşer ve hasta düsmüş olan seviyede bir süre kalmayı başarırsa, liposakşını hak etmiş olur. Kısacası bir hasta, öncelikle liposakşını hak ettiğini ispatlamalı, bu konuda beni ikna edebilmelidir.
Diğer bir örnek de, kadın dış genital estetiğinin bekarete zarar verdiği düşüncesidir. Labioplasti yaptığınızda hymen (kızlık zarı) bozulmaz, meraklanmayın.
Uzun lafın kısası, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın. Doğru bilgiyi edinebileceğiniz tek adres de plastik cerrahınızdır. Korkmayın, danışın!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Op. Dr. Oygar Aytekin
Hemen bizimle yazışmaya başlayabilirsiniz!