Hemşire neşteri ver kendimi keseceğim!

“Kendimi ameliyat ettim, evet, yanlış duymadınız. Kendi göbek fıtığımı başarılı bir operasyonla alarak Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdim.”

Meslek yaşamımda gerçekleştirdiğim en ilginç röportajlardan biriydi. Öncelikle röportajı yapacağım doktor kendi kendini ameliyat etmişti. Bu olay, röportaj konusu olarak acayip heyecan vericiydi. Röportajı ilginç kılan diğer unsur ise doktorun, ortaokulda önlü arkalı oturduğumuz sınıf arkadaşım olmasıydı. Okuldayken hiç haberimiz yoktu. Meğer o yaz tatillerinde babası Op. Dr. Ahmet Aytekin’e asistanlık yapıyormuş. Babasının suni saç ekimi ameliyatına girerek ilk kez kanla buluştuğunda Allah’tan hemen arkasında bir koltuk varmış da talihsiz bir ameliyathane kazasına kurban gitmemiş. Aslında Oygar cerrah olmak için yaratılmış. Oyuncak ile oynar gibi her gidişinde babasının muayenehanesinden bisturiler aşıran Aytekin, hatta ilkokul 4’üncü sınıftayken kotundaki etiketi kesmek istediği sırada o aşırdığı bisturilerden biri parmağına saplanıvermiş ve kestiği parmağını kendi dikmiş. Buraya kadar enteresan gelmediyse şimdi sıkı durun: Kendi kendini ameliyat eden dünyada bilinen 10, Türkiye’de ise ilk kişi. Ve bunu öyle sıradan bir şey yapmış gibi anlatıyor ki kendi kendini ameliyat etmesine değil de aktarış şekline şaşırıyorsunuz: “Canım sıkılıyordu ve yaptım”. Avusturya’da ihtisas yapan Aytekin, İstanbul’da kendi muayenehanesinde çalışıyor. Sihirli parmaklarıyla insanları güzelleştiren Op. Dr. Aytekin’i yıllar sonra bulmuşken aklımdaki tüm soruları sordum. Özellikle estetik operasyonlarla ilgili verdiği bilgileri dikkatli okumanızı tavsiye ederim. Kısacası, 27 yıl sonra iki sınıf arkadaşının röportaj yapmak için buluşması çok keyifliydi.

– Senin hep gizemli ve farklı bir yanın vardı. İleride iyi yerlere geleceğini tahmin edebiliyordum. Ancak bu kadarını tahmin etmiyordum. Öncelikle merak ediyorum cerrah olmaya nasıl karar verdin?

– Cerrahinin bir nevi içinde doğdum diyebilirim. Ben esasında mühendislik istiyordum: Uçak mühendisliği. Ancak babamın teşvikiyle doktor oldum. Ben tıbbı sadece estetik cerrah olabilmek için okudum. Yemin ediyorum doktor olarak başka hiçbir şey yapamazdım. İlkokul 4’üncü sınıfta yaşadığım bir anımı anlatayım: Bir gün babamın muayenehanesindeyken giydiğim kot pantolonun etiketi rahatsız edince, bisturi ile kesmek istedim. Ancak nasıl oldu bilmiyorum, bisturiyi parmağıma sapladım. ‘Şu parmağımı dikeyim’ dedim. Havluyu temizce serdim. Steril bir ortam hazırladım…

– Evcilik oynar gibi…

– Aynen… (Gülüyor) Malzemeleri çıkardım, alkolledim. ‘Cüneyt Arkın gibi uyuşturmadan dikeyim’ dedim ama yapamadım. Öte yandan ilk estetik ameliyatıma da 14 yaşında girdim. Babamın hemşiresinin yıllık izni, benim yaz tatilime denk geliyordu. Bu nedenle babam da telefonlara bakmam için beni muayenehanesine götürüyordu. Bir gün ameliyata ben de girdim. Orada ilk kanla karşılaşmam çok dramatik oldu. Eskiden saç ekimi bu kadar mükemmel değildi. Kafa derisindeki boşluk, ekim yapılmak için küçültülüyordu, yani deri sökülüp atılıyordu. Tabi şakır şakır kanlı bir ameliyattı. Kanı gördüm ve bir anda gözüm karardı. Allah’tan arkamda koltuk varmış. Koltuğa yığıldım, 3-5 dakikada geçti. Cerrahiye öyle bir giriş yapmış oldum. Ben üniversite ikinci sınıfta da bir arkadaşın kolunu ameliyat ettim.

CAN SIKINTISINDAN KENDİMİ AMELİYAT ETTİM
– Hemen kendi kendini ameliyat ettiğin ana gelmek istiyorum? Neden kendi kendini ameliyat etme gereği duydun; kendine fazla güvenden mi, farklılaşma çabasından mı, ilginçlik olsun diye mi, başka bir hekime güvenmemekten mi?

– Kimseye güvenmemekle alakası yok. Aksine ben çok kolay güvenirim insanlara. Can sıkıntısı deyip geçelim, özel bir sebebi yok. Göbeğimdeki fıtık başparmağım gibi çıkıyordu. Ben de ‘mutantım’ dediğim bu fıtığı içine tıkıyordum. Arkadaşlarıma takılıp ‘Mutantımla tanıştırayım mı seni? Konuş bak’ diyordum. Arnold Schwarzenegger’ın bir filmi vardı bilir misiniz? Karnından yaratık çıkıyordu. Ben de fıtığımı göbek deliğime tıkıyordum, ardından nefesimi tutup hızla verdiğim zaman pırtlıyordu. Bayağı çıkıyordu. Ameliyat gerekliydi kısacası. Kendi kendine ameliyata gelince ‘can sıkıntısından’ diyebiliriz. Şimdi kalkacaksın, bir arkadaşın yanına gideceksin… Zaten burada her şey var. Yaptım işte. Ancak konuştukça aklıma geliyor; çocukken babama kendi kendini ameliyat etmekle ilgili sorular sorduğumu hatırlıyorum.

– Röportaj öncesi yaptığım mini araştırmaya göre kendi kendini ameliyat eden dünyada 3’ü hekim olmak üzere 10 kişi var. Türkiye’de ise hiçbir isme rastlamadım. Sen ilk misin Türkiye’de?

– Ciddi misin? Hiç araştırmadım ki bilmiyorum.

CESARET BİLGİDEN GELİYOR
– Peki, kendi kendini ameliyat zor olmadı mı?

– Hafif dik oturdum. Lokal anestezi yaptım. Tecrübe edindiğim için ‘Lokal acıyor’ diyenlere artık inanmıyorum. Zerre kadar hiçbir şey hissetmedim. Cesaret bilgiden geliyor sanırım. Kendine zarar veremeyeceğinden eminsin. Çünkü katmanları, dokuları, neyin nerede olduğunu ve nasıl hareket etmen gerektiğini biliyorsun. ‘Başka doktora gidip uğraşacağıma, kendim hallederim’ dedim. Bana olağanüstü bir şey gibi gelmiyor. Bir genel cerrah da çok rahat yapabilir ama oturur pozisyonda zor. Bu pozisyonda ameliyat ettiğin yeri görebilmek ve tabakaları ayırabilmek çok kolay değil. Eğilirken karın basıncın arttığı için bir de yağın dışarıya çıkmak istiyor.

– Estetik dikiş mi yaptın? İz kaldı mı?

– Göbek deliği olduğu için, iz kalmaz.

– Yine kendini ameliyat etmeye cesaret edebilir misin?

– Yapmak istemem. Mecbur kalırsam tabii ki yine yaparım.

27 yaşındaki Sovyet Doktor Leonid Rogozovwas’ın Antartika’da görevde iken, apandisitinin patlamak üzere olduğunu fark etmesi ve bu ameliyatı yapacak cerrahın uçakla gelmesini bekleyecek vakti olmadığını anlayınca kendi kendini ameliyat etmesi üzerine yapılan yorumlar aynen şöyle: ‘Güveneceği tek insan kendisi. Süper bir doktormuş.’ ‘Photoshop’, ‘Deli biz miyiz yoksa sen mi?’, ‘İmkânsız diye bir şey yoktur, mucize biraz zaman almış olabilir. O da normal’, ‘Bu gerçekse helal olsun’, ‘Doğru ise tebrik ederim. Bu doktor zoru başarmış’… Peki, sen nasıl tepkiler aldın?

– Youtube’a bir arkadaş koydu o videoyu. Herkes şaşırıyor. Ancak benim öyle her yerde dile getirdiğim bir şey de değil o. Ekşi sözlüğe kimi ‘Mideniz nasıl kaldırdı?, kimisi ‘Helal olsun Türk doktoruna’ şeklinde yorumlar yaptı. Açıkçası kötü tepki aldığımı hatırlamıyorum.

TAZE KADAVRAYA ESTETİK OPERASYON
– Beni şaşırtmakla bu kadarla da kalmıyorsun, Ya taze kadavralara estetik operasyona ne demeli?

– Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Kliniği’nde ihtisasımı bitirmeye yakın bir zamanda, yani 2003 yılında Yüz ve Çene Cerrahisi Kliniği’nde Almanya’dan gelen bir doktor vardı. Viyana’da kadavra bulmak çok kolaydır. Kendini bağışlayan çok insan var. Bir de turist olarak kazara başınıza bir şey gelirse organlarınız sorgu sual olmadan direkt alınıyor. Türkiye’de organ bağışlamak için yazı veriyorsunuz. Orada ise bağışlamadığınıza dair yazı vermeniz gerekiyor. Herhangi bir yazılı bildirimde bulunmazsanız organlarınız bağışlanmış sayılıyor. Bu nedenle kadavra kafaları bol olunca, o Alman doktor ile taze kadavra kafalarında estetik yüz cerrahisi kursları düzenlemek için ilk çalışmaları başlattık. Anatomiden de bir profesör ile birlikte videolarını da çekerek eğitmenliğe başladık. 8-9 operasyona katıldım. Türkiye’ye geldikten sonra da birkaç kez gidip geldim. Sonrasında ise işlerimin yoğunluğundan uğraşmaya vakit bulamadım. 3 senedir eğitmenlik yapmıyorum ama dünyanın dört bir yanından bu eğitimlere katılanlar var.

– Türkiye’de bu tür eğitimler olmuyor mu?
– Cerrahpaşa’dan bir KBB profesörü ‘Burada da yapalım’ dedi. Ancak ben yoğunluğumdan bir türlü ilgilenemedim.

– Peki, şimdi neler yapıyorsun?
– İsviçre menşeili bir yüz dolguları markası ile yine İsviçre menşeili bir PRP markasının ve Çek menşeili bir vücut dolguları markasının Türkiye çapındaki eğitmenliklerini yapmaktayım. Ameliyatsız meme ve popo büyütme, ameliyatsız yüz ve karın germe, ameliyatsız genital gençleştirme gibi işlemler haricinde; yeni yöntemlerle yüz ve karın germe, meme başından yapılan dirensiz ve neredeyse ağrısız meme büyütme, sadece meme başından meme dikleştirme ve küçültme gibi ameliyatlar en çok sorulan ve yaptırılan girişimlerimizden.

ESTETİK AYNAYA BAKTIĞINIZDA KUSUR BULDUĞUNUZDA BAŞLAR

– Hazır arkadaşımı bulmuşken aklımın bir kenarında kalan tüm soruları aydınlatayım. Karşındakine kusurlarını görmeden bakabiliyor musun?

– Tabii ki. Örneğin arkadaşımın çalıştığı kliniğe gidiyorum. Bir plastik cerrah orada oturan bir kıza ‘Sen bir ara gel burnunu yapalım’ diyor. Bu bir kere saygısızlık. Öte yandan hastanede çalışan kız soruyor: ‘Hocam benim burnumu ameliyat ettirmeme gerek var mı?’ “Ne bileyim ben. Nefes alma problemin var mı?’ ‘Yok’, “O zaman durup dururken niye ameliyat edeyim seni”. Ne kadar saçma. Nefes alma probleminiz yoksa, ameliyata siz karar vereceksiniz. Estetik işlemler nerede başlıyor biliyor musunuz? Aynaya baktığınızda ‘Şu şöyle olsa daha iyi olur’ diyorsanız ve düzeltildiğinde rahat edecekseniz, işte o zaman başlıyorsunuz.

– Kadınları istedikleri güzelliklere kavuşturup bir nevi ruh estetiği de gerçekleştiriyorsun. Ancak eminim ki beyne de estetik gerektiren durumlarla karşılaşıyorsundur…

– Kimisi eşinin aldattığını biliyor ya da şüpheleniyor. Kocasını geri kazanabileceğini düşünerek geliyor, memelerini büyüttürüyor ya da burnunu yaptırıyor. Ancak kocasını geri döndüremeyince, barışamayınca ya da hakikaten terk edilince suçlu biz oluyoruz. Memeyi beceremedi, burnu beceremedi… Hakikaten böyle vakalar yok değil. Bu durumda beyne bir format atmak gerekiyor. Bir insana mutlu olmayı öğretemezsiniz ki.

– Kadınlar artık altın günü yerine ‘estetik günü’ yapar hale geldi. Estetik sektörüne kadınların ilgisi konusunda ne düşünüyorsun?

– Meme bir kadın için hakikaten çok önemli bir şey. Benim 17,5 yaşında gelen bir hastam vardı. Pediyatri, endokrinoloji diyorlar ki zaten gittik ve ‘senin başka çaren yok’ dediler. Kız intihar etmekten, ‘keşke kanser olsam da ölsem’ gibi düşünceler içindeydi. Yani büyük bir travma halindeydi. Erkek için penis neyse kadın için de meme o. Herhangi bir sebepten dolayı adamın tek testisini alıyorlar ve o adam gidip silikondan testis taktırıyor. Kimin umurunda, kim görüyor ama yine de taktırıyor. Meme dersen, konuya inanılmaz hoşgörüyle yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum. Benim kızıma da gerekse yaparım yani. Çünkü çok etkiliyor. Kadınlık belirteçlerinin bir numarası diyebilirim. Burun desen, çok kötü burnu varsa ona psikolojik destek ile ruh estetiği yapamazsın ki. O her aynaya baktığında onu görecek.

– Neler önerirsin biz kadınlara?

– Şu an dağdaki insan bile doğal yaşlanmıyor. Hele ki şehirdeyseniz elektromanyetik dalgalar, bir sürü toksin dolu gıda alıyoruz. Sonra hava kirliliği var, sigara içiliyor… Ben 30 yaşını geçen herkese önce iyi beslenmelerini, ardından anti-aging amaçlı ‘hyaluronik asit’ ile PRP mezoterapisi tavsiye ediyorum. Bir arabanın kaportasına yapılan pasta-polish cila neyse, PRP’de vücudun rektifiyesidir. PRP, bir yeriniz kanadığında orada tıkaç görevi gören trombositleri aktive ediyor. Kanda mevcut olan trombositler, ancak bir yaralanmada aktive olup onarımı başlatıyor. PRP ise trombositleri özel tüplerde aktive edip, yaralanma olmadan onarımı başlatıyor. O yüzden ben PRP’yi gerçekten öneriyorum ancak nasıl tüp kullanıldığı son derece önemli.

Babam ‘Güzellik Çiftliği’ kurmak için Türkiye’ye geldi

– Seni bu mesleğe özendiren baban Op. Dr. Ahmet Aytekin’in yorumu ne oldu kendi kendini ameliyat etmene?

– Geldi, baktı; ‘Vallahi yapmış’ dedi. Çünkü önceki halini de biliyordu. Babam mükemmel bir cerrahtır. Türkiye’de ilk suni saç eken doktordur. Babamın eline su dökecek insan dünyada ya 5’tir ya 10. 4 yıl önce rahmetli olan ve ‘Altın Neşter’ olarak anılan Dr. Tarık Minkari için ‘Neşterinin, batın içinde ulaşamayacağı yer yok’ derlermiş. Bursa’da Medicabil Hastanesi’nde çalışan babam da öyle bir adam. 3 ay ömrü kaldı denilen bir hastayı mide ameliyatı ile yıllarca yaşatmış. Vizyonu çok geniştir. 1982’de Almanya’dan, Türkiye’ye ‘Güzellik Çiftliği’ kurmak amacıyla geldi. Ama maalesef esnaf olmak başka, tüccarlık başkadır ya… Babam da benim gibi tüccar olamadı. Fakat genel cerrahken, 40 küsur yaşında asistanlık yapıp plastik cerrah oldu. Hatta babam yıllar önce Hürriyet’e de çıkmıştı. Avulsiyon yaralanmasıydı; işçinin elinin derisi olduğu gibi gidiyor, babam da işçinin elini karnına gömüyor ve habere konu oluyor. Bazen bakıyorum hobi odasında demir dövüyor. ‘Ne yapıyorsun?’ dediğimde; ‘Yarınki ameliyatımda aklıma gelen yöntemi uygulamam için gereken aleti yapıyorum” diyor. Öyle bir alet yoksa piyasada, hemen iş başına geçer. Bana bu şekilde yapıp verdiği bir sürü alet vardır.

– Cerrahlar için ‘Tanrının eli’ derler ya. En değerli sermayesi ellerine zarar veririm diye korkmaz mı?

– Yapabileceğini bildiğin işten korkmazsın ki. Benim de ellerim kıymetli, fakat Suadiye’deki bu yeni ofisimdeki çivilerin yüzde 80’ini ben çakmışımdır. Bizim kas geliştirmemiz sakıncalı, çünkü kollarımızı kuvvetlendirdikçe hassas ayarı kaybediyoruz. Hatta plastik cerrahlara yasaktır. Kollar güçlendiği zaman gerçekten o ince hareketleri yapamıyorsunuz.

– Bir de neden erkek estetik cerrahlar çoğunlukta?

– Erkek galiba biraz daha çekingen yaklaşıyor kadın organına. Ve o yüzden bu belki nezaket olarak algılanıyor. Tabi bunu göbekten atıyorum, ama ameliyatlı göbekten (Gülüyor)… Her branşta olduğu gibi plastik cerrahi de tamamen beceri ile ilgili bence.

Kızım İklim doktor olmasın!

– İklim ilgili mi peki babası ve dedesinin mesleğine?

– İklim doktor olmasın. Pembe hemşire kıyafeti diktirdim ona bir tane, hastaların ellerinden tutup ‘Başka şeyler düşün, acımayacak’ diye teselli ediyor. Bazen de üzülüyor. Doktor olsun istemem.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü
Op. Dr. Oygar Aytekin
You can start to correspond with us immediately!